Mersin’de Asıl Mesele: Siyaset, Kadro ve İrade/Ali Öztürk yazdı

Mersin’de yaşananlar artık yalnızca bir soruşturma dosyası olarak görülemez. Üç belediye başkanının tutuklanması, kent siyaseti açısından ciddi bir dönemeçtir.
ALİ ÖZTÜRK
Öncelikle tavrımız nettir:
Başkanlarımızın yanındayız.
Vahap Seçer’in, Abdullah Özyiğit’in ve Ahmet Serkan Tuncer’in hukuk önündeki haklarını sonuna kadar savunuyor, adil bir yargılama sürecinin işletilmesini istiyoruz. Soruşturma makamlarının iddiaları elbette hukuk içinde araştırılmalıdır; ancak kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan kimse suçlu ilan edilmemelidir.
Fakat dayanışma göstermek, kendi eksiklerimizi görmezden gelmek anlamına gelmez.
Siyaset, yalnızca başımıza gelenleri değil, başımıza gelenlerden çıkardığımız dersleri de konuşmaktır.
Mersin bize bir kez daha kadro meselesinin ne kadar hayati olduğunu gösteriyor.
Belediyeler yalnızca seçim kazanılarak yönetilmez. Liyakat, denetim, kurumsal disiplin ve siyasi sorumluluk gerekir. Yanlış insanların yanlış görevlere getirilmesi, kişisel ilişkilerin liyakatin önüne geçmesi ve kritik noktalarda siyasi sorumluluğu zayıf kadroların güç kazanması, yalnızca yerel yönetimin değil, bütün siyasi yapının zaafıdır.
Kadro zaafı, zamanla siyasi zaafa dönüşür.
İktidarın muhalefet belediyelerine yönelik süreçlerinin siyasi sonuçlar doğurduğu açıktır. Bunun bilinçli bir siyasi stratejinin parçası olduğu yönündeki değerlendirmeler ise somut ve doğrulanabilir kanıtlarla ele alınmalıdır.
Ancak bizim açımızdan daha önemli soru şudur:
Karşımızdaki siyasi güç bütün imkânlarını kullanırken, biz kendi zaaflarımızı gidermek için ne yapıyoruz?
Cevap açık olmalıdır: Rafine, liyakatli ve ideolojik olarak net kadrolar kurmak.
Rafine kadro; herkesi dışlayan değil, görevlendirmede liyakati esas alan; siyasi çizgisi belli, neyi neden savunduğunu bilen, makamı kişisel çıkar değil siyasi sorumluluk olarak gören kadrodur.
İdeoloji de yalnızca slogan değildir. Zor zamanda hangi ilkelerin arkasında duracağınızı belirleyen siyasi omurgadır.
Omurgası sağlam olmayan kadro, ilk siyasi fırtınada savrulur.
Bu nedenle Mersin’de yaşananları yalnızca bugünün krizi olarak değil, yarının siyasetini kurmak için önemli bir uyarı olarak görmeliyiz.
Başkanlarımızın yanında duracağız. Hukuku ve adil yargılanma hakkını savunacağız. Ama aynı zamanda kendi içimizdeki yanlışlarla yüzleşeceğiz.
Çünkü iktidar iddiası yalnızca sandıkta kazanmakla değil, o iktidarı taşıyabilecek kadroları bugünden hazırlamakla mümkündür.
Artık daha fazla insan değil, daha nitelikli insan; daha fazla slogan değil, daha net bir siyasi çizgi; daha fazla makam hesabı değil, daha fazla sorumluluk gerekiyor.
Mersin’in verdiği ders budur:
Başkanlarımıza sahip çıkacağız. Sandığa ve hukuka sahip çıkacağız. Ama kadro meselesini artık asla hafife almayacağız.
Çünkü güçlü siyaset, güçlü kadroyla başlar.















