Ali Öztürk yazdı/İktidar sahiplerinin kölelik planlarına diz çökmeyeceğiz

Bir ülkede insanlar geçinemiyor, geleceğine güvenemiyor ve düşüncelerini özgürce ifade etmekten çekiniyorsa, mesele artık yalnızca ekonomi değildir. Mesele, insanın hayatı üzerindeki söz hakkının giderek daralmasıdır.
ALİ ÖZTÜRK
Bugün emekliden işçiye, gençten esnafa kadar toplumun geniş kesimleri ekonomik baskı altında. Bunun en acı örneklerinden biri, ekonomik sıkıntılar nedeniyle hayatına son veren emekli polis vakasıdır. Bir emeklinin yaşamını sürdüremeyecek noktaya gelmesi, yalnızca bireysel bir dram değil; sosyal devlet anlayışının ve ekonomik düzenin sorgulanması gereken bir tabloyu ortaya koyuyor.
Ama baskının tek biçimi geçinememek değil.
İnsan bazen işini kaybetmekten, bazen geleceğinden, bazen de söylediği bir sözün başına ne getireceğinden endişe ediyor. Komedyen Deniz Göktaş’ın bir gösterisindeki ifadeler nedeniyle 3 ay gibi bir süre hapis kalması, ifade özgürlüğü ve yargı süreçleri konusunda toplumda oluşan kaygıları yeniden gündeme getiriyor.
Mesele burada Göktaş’ın sözlerini beğenip beğenmemek değildir. Asıl mesele, demokratik bir ülkede eleştirinin, mizahın ve düşüncenin sınırlarının nerede çizileceğidir. Çünkü özgürlük, yalnızca bizim hoşumuza giden düşüncelerin özgürlüğü değildir.
Aynı nedenle Fatma Betül Sayan Kaya’nın istifası etrafında yaşanan tartışmalar da yalnızca bir siyasi kişinin geleceği üzerinden okunmamalıdır. Demokratik sistemlerde asıl güvence, kişilerin kim olduğundan bağımsız olarak kurumların güçlü, denetimin gerçek ve hesap verebilirliğin işler olmasıdır.
Ekonomik bağımlılık, ifade özgürlüğünün daralması, hukuka duyulan güvenin zayıflaması ve kurumların kişilere bağımlı hâle gelmesi birbirinden kopuk meseleler değildir. Hepsi aynı soruya çıkar:
İnsan kendi hayatının öznesi mi, yoksa kendisi adına karar verilen bir düzenin nesnesi mi?
Tam da bu nedenle muhalefetin görevi yalnızca iktidarı eleştirmek değildir. Muhalefet, nasıl bir Türkiye istediğini de açıkça ortaya koymak zorundadır.
Çerçeve Yasa tartışması da bu açıdan önemlidir. Özgür Özel’in “evet” tavrı, muhalefetin iktidarın bir adımına destek vermesinin siyasi sonuçları üzerine tartışma yarattı. Ancak güçlü muhalefet her şeye “hayır” demek değildir. Kendi ilkesini belirlemek, kararının gerekçesini topluma anlatmak ve gerektiğinde doğru olduğuna inandığı bir adımı destekleyebilmek de muhalefetin sorumluluğudur.
Asıl ihtiyaç, iktidarın karşısında duran ama kendi siyasetini de kurabilen bir muhalefettir.
İnsanlara yalnızca “değişim mümkün” demek yetmez. Emeklinin gelirini koruyan, çalışanın üzerindeki yükü azaltan, gencin ilk işine ulaşmasını kolaylaştıran, ailelerin barınma ve çocuk bakımını karşılayabileceği bir düzeni; bunun yanında hukukun üstünlüğünü, liyakati, şeffaflığı ve ifade özgürlüğünü güvence altına alan bir yönetim modelini somut biçimde ortaya koymak gerekir.
Çünkü mesele sadece kimin iktidar olduğu değildir.
Mesele, iktidarın karşısında insanın ne kadar özgür, ne kadar güvende ve ne kadar söz sahibi olduğudur.
Türkiye’nin ihtiyacı; korkuyla değil hukukla, bağımlılıkla değil özgür iradeyle, kişilere bağlılıkla değil güçlü kurumlarla yönetilen bir düzendir.
İktidar sahiplerinin planları ne olursa olsun, insanın özgürlüğünden ve onurundan vazgeçmediği bir Türkiye mümkündür.















