Gündemden Kaçarken Gündeme Yakalanmak/Ali Öztürk yazdı

Bu ülkede siyaset dışı kalmak mümkün mü, emin değilim. Market poşetiyle eve giriyorsun; poşet ağır: “ekonomi.” Asansör bozuluyor: “yerel yönetimler.” Dizi izliyorsun: “sansür.” Hava durumu bile politik; yağmur yağsa altyapı, yağmasa iklim krizi.
ALİ ÖZTÜRK
Siyaset dışı kalmaya çalışıyorsun mesela. Diyorsun ki:
“Bugün sadece kahvemi içip gündeme bakmadan duracağım.”
Kahveye zam gelmiş.
Gündem sana bakıyor.
Bu ülkede gündemden kaçamazsın; en fazla biraz nefes alırsın.
Market alışverişi yapıyorsun. Sepette üç ürün var ama kasada kredi çekmiş gibi hissediyorsun. Kasiyer fişi uzatırken yüzünde şu ifade var: “Ben söylemedim, sistem böyle.” Bu ülkede kimse bir şeyin sorumlusu değil ama herkes sonucunu yaşıyor.
Sonra televizyonu açıyorsun. Birisi çok ciddi bir ses tonuyla şunu söylüyor:
“Vatandaşımız müsterih olsun.”
Bu cümle kurulduğu anda vatandaş otomatik olarak huzursuzlanıyor. Çünkü bu ülkede “müsterih olun” deniyorsa, bir şeyler kesinlikle yolunda gitmiyordur.
Ama yine de insanın arada bir “siyaset yapmıyormuş” gibi yapmaya ihtiyacı var. Çünkü bu ülkede siyaset, en çok siyaset yapmıyormuş gibi konuşulurken ortaya çıkıyor.
Mesela kahvede duyduğun cümle:
“Ben siyasetten anlamam ama…”
Devamı genelde anayasa değişikliği tadında gelir.
Ya da sosyal medyada:
“Taraf değilim, sadece gerçekler.”
Gerçekler de nedense hep çok taraflıdır.
Gündemi takip ederken artık şuna alıştık: Bir gün herkes çok ciddi, ertesi gün herkes çok komik. Dün “beka meselesi” dediğimiz şey, bugün caps malzemesi. Ciddiyetle başlayan her açıklama, en geç yirmi dört saat içinde mizaha teslim oluyor. Çünkü bu memlekette en güçlü muhalefet araçlarından biri hâlâ espri.
Siyasetçiler de bunun farkında. Artık sadece miting meydanında değil, algoritmanın tam ortasında siyaset yapılıyor. Bir cümle ya çok konuşulacak ya çok dalga geçilecek. İkisi de olmazsa geçmiş olsun: görünmezsin.
Seçmen ise artık bambaşka bir seviyede. Eskiden ikna edilmeye çalışılırdı. Şimdi seçmen bir tür siyasal zen ustası. Her şeyi görüyor, her şeyi biliyor ama şaşırmıyor.
Bir skandala bakıyor:
“Hee… buna da şaşırmadık.”
Bir açıklama geliyor:
“Zaten belliydi.”
Bir vaat duyuyor:
“Buna inanırsan sorun sende.”
Gülmek hafiflik değil, bu ülkede ayakta kalma yöntemidir.
Ama işin tuhaf tarafı şu: Herkes gülüyor ama kimse meseleyi hafife almıyor. Mizah, bu ülkede bir kaçış değil; bir dayanma biçimi. Dalga geçiyoruz çünkü ciddiye alıyoruz. Espri yapıyoruz çünkü başka türlü katlanmak zor.
O yüzden bu yazı siyasetsiz gibi görünüyor olabilir. İçinde parti adı yok, slogan yok, büyük laflar yok. Ama tam da bu yüzden politik. Çünkü bu ülkede gündelik hayatın kendisi zaten bir siyasal tartışma.
Sonuçta şunu öğrendik:
Siyaset bazen kürsüde yapılır,
bazen mutfakta,
bazen de “ya buna da mı zam gelmiş” cümlesinin hemen ardından.
Ve evet, gülüyoruz.
Ama hafife aldığımızdan değil.
Aklımız hâlâ başımızda olduğu için
















