Yalandan kim ölmüş?

“…Haberler kısa, yalanlar uzun… Hangi birini seçeceğimizi de bilemez olduk. O yalana mı yalan demeli, bu yalana mı yalan demeli?”
ABİDİN YAĞMUR
“Bu mandalina tatlı mı” diye sordu yaşlı kadın, manav tezgahının arkasındaki genç oğlana.
“Yok teyzem” dedi oğlan. “Ekşice biraz.”
Kadın uzaklaştı.
“Tatlı desene oğlum” diye çıkıştı ötedeki orta yaşlı erkek.
“Abi ekşi ya hani. Ayıp olmasın diye…”
“Lan yalandan kim ölmüş ya” dedi beriki.
Elmaların yerini değiştirmeye koyuldu.
*
Diyarbakırlı ekmek işçilerinin eylemi, bence işçi sınıfının son zamanlarda yaptığı en çarpıcı eylemlerden biriydi.
Ekmek ustası şöyle diyordu:
“Yere düşen ekmeğe basmaktan imtina eden bir millet, ekmekçinin hakkının yenilmesine razı olmayacaktır.”
*
“Lan yalandan kim ölmüş ya” diyen manav, yere düşen ekmeğe basar mıydı?
Mandalinaların ekşi olup olmadığını soran yaşlı kadın, yalandan kim ölmüş der miydi?
*
Yalandan kimsenin ölmediği zamanlara düştük gerçi.
Eskiden de öyle değil miydi?
Öyleydi de…
Şimdi daha beteri oldu…
O zaman şöyle diyelim:
Yalandan kimsenin ölmediği, yalan söyleyenlerin el üstünde tutulduğu çağda yaşadık!
Hah, şimdi oldu!
*
Gündüzleri TRT Nağme dinliyorum, gazetede çalışırken.
Akşamları TRT Nağme dinliyorum, belediye otobüsünde, arka koltukta.
Usul usul, ince ince ince doluyor şarkılar odaya, otobüse.
Saat başı haberlerinde bir haber dinledim o akşam.
Kısa.
Çok kısa bir haber.
Upuzun bir yalan.
Karmakarışık bir çarpıtma.
Eksiltme.
Konu CHP genel başkanı, komutanlar, siyaset, alkış filan…
Ayrıntısına girmeyeceğim haberin.
Dedim ya, çok kısa bir haber, upuzun bir yalan, karmakarışık bir çarpıtma.
*
Bana bu satırları yazdıran o TRT muhabiri ile editörleri, yere düşmüş ekmeğe basar mıydı?
*
Yalandan kimsenin ölmediği, yalan söyleyenlerin el üstünde tutulduğu çağda yaşadık, demek de yetmeyecek sanırım.
O zaman şöyle mi demeli:
Kısacık haberlerin upuzun yalanlar dizdiği çağda yaşadık!
*
Böyle daha iyi oldu galiba.
Haberler kısa, yalanlar uzun…
Hangi birini seçeceğimizi de bilemez olduk.
O yalana mı yalan demeli, bu yalana mı yalan demeli?
*
Saat 17.00’de radyonun sesini kısmıştım.
17.10’da haberler bitti, radyonun sesini açtım.
Usul usul, ince ince ince doluyor şarkılar odaya.
Pencereden Mersin’i izliyorum.
Soruyorum:
“Bu kadar yalan söyleyen insanlar yere düşmüş ekmeğe basar mıydı?”
















