Millette para var!

ABİDİN YAĞMUR
Peynir tezgahının önüne yapıştırılmış sarı etiketlere baktı. 160 liradan aşağı peynir yoktu. 200 lira, 250 lira…
“Nasıl” dedi tezgâhın ardındaki işçiye. “Kriz var diyorlar, satışlar iyi mi?”
İşçi, yanındaki, karşısındaki, az ötedeki, biraz berideki diğer işçi arkadaşlarına baktı.
Herkes harıl harıl çalışıyordu.
Çoğu lüks araçlar dükkânın önünde birikmişti.
Biri çıkıyor, biri giriyordu.
“Satışlar çok iyi. Millette para var valla” dedi işçi.
*
Alışveriş merkezinin yemek katına çıktılarında “şuna bak adım atacak yer yok” dedi yanındakine.
“Öyle” diye onayladı beriki.
Yemek siparişi için sıraya girdiler.
Hayli beklediler.
Sıraları gelince yemeklerini alıp bir masa buldular.
Hızlı yediler.
Tepsileri almaya gelen işçi kadına sordu:
“Kriz var diyorlar ama gelen giden çok sanki.”
Masayı silerken başıyla onayladı işçi kadın:
“Tıklım tıklım lokantalar. Millette para var valla.”
Güvenlik kulübesinin önünde bekleyen motorlu kuryeye selam verdi. “Şifreyi söylemediler mi?” dedi.
“Yok” dedi kurye. “Zile bastım”.
“Kriz var diyorlar ama maşallah sizin işler yoğun. Hiç durmuyorsunuz. Millet ha bire yiyor” dedi.
“Yiyorlar” dedi kurye. “Millette para var valla.”
*
Özel okulun havalı çocukları aheste çıktı okulun bahçesinden.
Öğretmen en sona çıktı.
Otobüs durağında oturdu.
O zamana kadar durakta yalnız bekleyen kadın lafa girdi, havadan sudan sordu.
Okulu sordu, ücretleri sordu.
“Kriz var diyorlar ama özel okuldan da eksik kalmıyorlar” dedi.
“Öğrencimiz çok” dedi öğretmen. “Millette para var valla.”
*
Bu küçük hikayelerde bir eksiklik, bir terslik yok mu sizce?
*
Mesela ilk hikâyede, büyük bir marketin peynir reyonunda çalışan asgari ücretli işçiye, sen peynir alabiliyor musun? Maaşın hangi peynire yeter diye sorulması gerekmez miydi?
*
İkinci hikayedeki AVM işçisi kadına, lokantalara gelen giden çok mu diye sormak yerine, sen asgari ücretli işçi olarak memleketin hangi AVM’sinde ayda kaç kez yemek yiyebilirsin diye sorulsa daha iyi olmaz mıydı?
*
Üçüncü hikayedeki motorlu kuryeye, günde kaç eve sipariş götürdüğünü sormak yerine, sen maaşınla ayda kaç kez dışardan yemek yiyebilirsin, ne yiyebilirsin diye sorulması daha anlamlı olmaz mıydı?
*
Dördüncü hikayedeki özel okul öğretmenine, özel okulların kaç öğrencisinin olduğu yerine, özel okullarda sömürülen eğitim emekçilerinin ne kadar maaş aldığı, bir eğitim emekçisinin o maaşla çocuğunu özel okula verip veremeyeceği sorulsa daha iyi olmaz mıydı?
*
Türkiye birkaç yıldır çok derin bir yoksullaşma sürecine girdi.
Asgari ücret eriyor.
Vatandaşın alım gücü düşüyor.
Ama biz ekonomik durumu görece daha iyi olanları görüp “Millette para var valla” diyoruz.
Ekonomik krizi küçümsüyoruz.
*
Tarihte hiçbir millet, 100 ferdinin 100’ü de açlıktan ölecek kadar yoksul olmamıştır.
80 yoksul varsa 20 de zengin olmuştur.
90 yoksul varsa 10 da zengin olmuştur.
Şu an Türkiye’de yaşanan budur.
85 milyonun belki 60 milyonu dar gelirli, yoksul, geçimi pamuk ipliğine bağlı, gündelik yaşıyor, tasarruf yapamayacak kadar düşük geliri var.
Biz bu kesimi değil de görece daha iyi durumda olan kesimi görüyoruz ve ““Millette para var valla” diyoruz.
*
Evet, millette para var.
Mesele de tam da bu noktada başlıyor.
Çünkü birinde var, birinde yok!
Biri yiyor, biri bakıyor…
Biri yiyor, biri ona hizmet ediyor!
















