Dolar 42,5291
Euro 49,5628
Altın 5.744,63
BİST 11.007,37
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 16°C
Yağmurlu
Mersin
16°C
Yağmurlu
Pts 16°C
Sal 16°C
Çar 19°C
Per 15°C

Derya Avşar yazdı: Ünlü, popüler olmak, egolu olmak mıdır?

Derya Avşar yazdı: Ünlü, popüler olmak, egolu olmak mıdır?
17 Ağustos 2021 15:46
856
A+
A-

“…Bir vatandaş yazmış olduğu kitabı Uğur Dündar’a hediye etmek istedi fakat o bunu ret etti. “Kitap okumaya vaktim yok.” demişti sanırım!  “Madem kitap okumaya vaktin yok, niye yazıyorsun? diye sormak gerekirdi…”

 

 

DERYA AVŞAR

sairderya@gmail.ccom

 

Gerçek okur nasıl olur?

Gerçek okur eleştirir, enine boyuna tartar biçer, yazara iyi veya kötü anlamda notunu verebilendir. Gerçek okur, popüler, ünlü ya da ünsüz gözetmeksizin tarafsız okuyabilendir.

 

Peki ya, gerçek yazar nasıl olur?

 

Gerçek yazar ise hiçbir çıkar gözetmeksizin, ucuz politikaların altına sığınmadan gerçek edebiyat kuramıyla yazabilendir. Edebiyat ve sanat insanı, tek yönlü değil çok yönlüdür. Birleştiricidir.

 

Ancak ne yazık ki günümüzde cehaletin okumayla da aşılan bir şey olmadığına tanık oluyoruz! Çünkü okur da tıpkı siyaset arenasında olduğu gibi saf tutuyor…

Vaaz veren dindar yazarların imza günlerinde türbanlı hanımlar uzun kuyruklar oluşturuyor. Hekim olanların safında sağlık sektörü yer alıyor.

Çocuk gelişimi tarafında psikolojisi kötü olan ebeveynler çoğunlukta oluyor.

Yemek kitabı yazarlarını okuyanlar yeni evli çiftler oluyor.

Roman, şiir, öykü, hikâye okurları çok fazla yoktur. Çünkü onlar tarafsız ve çok yönlü kalemlerdir.

En çok okunan kitaplar ise; uzay, korku, büyü tarzı kitaplardır.

 

Geçtiğimiz günlerde beninim de konuk yazar olarak davetli olduğum Didim Altınkum yazarlar festivali gerçekleşti. Belirlenen gün sıralarına göre yazarlar imza günlerini gerçekleştirdiler.

Fakat Didim yazarlar festivaline katılan Uğur Dündar’ın imza kuyruğuna giren milleti görünce, aklıma bir platformda Uğur Dündar’ın yapmış olduğu bir olay, daha doğrusu bir kabalık geldi.

Bir vatandaş yazmış olduğu kitabı Uğur Dündar’a hediye etmek istedi fakat o bunu ret etti. “Kitap okumaya vaktim yok.” demişti sanırım!

Madem kitap okumaya vaktin yok, niye yazıyorsun?” diye sormak gerekirdi…

 

O vatandaşın yaşadığı büyük hayal kırıklığını herkesin görmesini çok isterim… Herkes saf tuttuğu tarafın büyümesi için çaba gösteriyor hiç kimse gerçek eyleme geçerek bütünü korumak adına bir çaba sarf etmiyor ne yazık ki…

Birçok ünlü olmuş popüler yazarın birçok değeri kullanarak, kendisine basamak ettiğini çok iyi biliyorum.

Bunlardan bir tanesi, bayrak ve Atatürk’ü kullanan Uğur Dündar ve yine Atatürk ve bayrağı kullanarak 28 bin TL’ye kitabını satarak köşeyi dönen Yılmaz Özdil’dir.

Bu toplum okumayı bilseydi bilinçlenirdi. Eleştirirdi. Körü körüne tapmazdı. Onların yazdıkları kitaplar değil, okurun Atatürk’e olan aşklarından kitapları ilgi görüyor.

Onlar da bunun farkındalar. Kendileri olarak bu şaşalı ilgiyi görmeyeceklerini çok iyi biliyorlar çünkü…

Ve ne yazık ki bu toplum bunu bile farklı algılayacak kadar gerici…

Üzgünüm ama gördüğüm fotoğraf bu! Eminim bu gerçeği gözler önüne serdiğim için yine acımasızca tokatlanacağımı da çok iyi biliyorum.

Fakat acı gerçekler geçte olsa bir gün gün yüzüne çıkar.

Bundan bir kaç yıl evvel buna benzer bir durum da ben yaşadım. Katılmış olduğum bir fuara Selahattin Alpay geldi menajeri ile birlikte.

Menajeri ortak tanıdığımız olduğu için onun aracılığıyla kendisiyle tanıştık. Kitap standıma uğrayıp kitap almak istedi. O sırada ben yemek yiyordum. Hemen yemek yediğim masadan kalkıp kendileriyle beraber standa gittim.

Eline Şehriban adlı hikâye kitabımı alarak bana uzattı “Adıma imzala bakalım” dedi. Eyvah! O esnada heyecandan Selahattin Alpay’ın adını unuttum ben!

Nede olsa çocukken hep dinlediğim, büyük hayranlık duyduğum bir sanatçıydı.

Dürüstçe, “isminizi unuttum” dedim.

Selahattin Alpay öfkeyle, “Adımı bilmiyorsan bırak kalsın. İmzalama, gerek yok” diyerek oradan uzaklaştı.

Ben şaşkınlık içerisinde hâlâ duyduğum heyecanı bastırmaya çalışıyordum.

Maalesef! Bazı sanatçıların egoları tavan yapınca, onlar da ezmeye başlarlar.

Sanatçı egosu üzücü bir hastalık diye düşünüyorum. Onlarda tıpkı siyasiler gibi; kendilerini devleştiren halkı küçük görmeye başlarlar.

Okura saygı duymayan ve başkasının gölgesi adı altında var olmaya çalışan hiç kimse gerçek yazar değildir benim nezdimde…

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.