Ali Öztürk yazdı/ Yerel Yönetimlerden Demokrasiye Açık Bir İtiraz

Büyükşehir Belediye Başkanları’nın Mersin’de yayımladığı sonuç bildirgesi, sıradan bir toplantı metni değildir. Bu metin, Türkiye’de yerel yönetimlerin içine sıkıştırılmak istendiği dar alanı reddeden; demokrasi, hukuk ve halk iradesi adına açık bir siyasal tutum belgesidir.
ALİ ÖZTÜRK
Bildirgenin tonu ilk andan itibaren nettir:
Bu bir kutlama değil, bir itiraz metnidir. Aynı zamanda bir dayanışma çağrısıdır.
Metin, 2019’dan bu yana CHP’li büyükşehir belediyelerinin yürüttüğü hizmet anlayışını hatırlatarak başlıyor. Barışı, kardeşliği ve huzuru büyütmeyi amaçlayan bu yerel yönetim pratiği; bugün yalnızca hizmet üretmekle değil, aynı zamanda demokratik alanı savunmakla da sınanıyor. Ferdi Zeyrek’in anılması ise bu mücadelenin insani ve duygusal boyutunu güçlü biçimde hatırlatıyor: Bu yol sadece siyasal değil, vicdani bir yol.
Bildirgenin en çarpıcı bölümü, seçilmiş belediye başkanlarına yönelik yargı süreçleri ve siyasi baskılara dair kurulan açık dildir. Ekrem İmamoğlu, Zeydan Karalar ve Muhittin Böcek üzerinden verilen mesaj şudur:
Bu müdahaleler yalnızca kişilere değil, Türkiye nüfusunun üçte birinin yaşadığı kentlerin halk iradesine yöneliktir.
Burada dikkat çekici olan, metnin mağduriyet dili kurmamasıdır. Aksine bildirge, hukukun evrensel ilkelerine yaslanan bir özgüven dili kullanıyor. “Masumiyet karinesi”, “tutuksuz yargılanma” ve “hukukun araçsallaştırılması” vurguları; meseleyi parti sınırlarının ötesine taşıyarak doğrudan demokrasi meselesi haline getiriyor.
İkinci güçlü hat, ekonomik kriz ile yerel yönetimlerin bilinçli biçimde kuşatılması arasındaki ilişkiyi kurmasıdır. Bildirge, merkezi hükümetin yatırım, tahsis, kredi, SGK ve vergi düzenlemelerinde uyguladığı çifte standardı açıkça ortaya koyuyor. Belediyelerin yetki alanlarının daraltılması, kaynaklarının kısılması ve işlevsizleştirilmesi; yalnızca belediyelere değil, doğrudan yurttaşın aldığı kamu hizmetlerine zarar veriyor.
Özellikle iklim krizi, kuraklık ve altyapı yatırımları üzerinden yapılan vurgu son derece kritiktir. Devlet Su İşleri gibi kurumların yıllardır yapılmayan yatırımları görmezden gelinirken, su sorunu yaşayan kentlerin CHP’li belediyeler üzerinden hedef gösterilmesi; bildirgede haklı bir politik teşhir olarak yer alıyor.
Metnin belki de en stratejik yönü, yerel yönetimlerin kendisini sadece bugünün yöneticisi olarak değil, ülkenin geleceğine talip bir siyasi özne olarak konumlandırmasıdır. “Yerelden genele uzanan iktidar perspektifi” ifadesi bu açıdan bir cümle değil, bir iddiadır.
Bu iddia; kimseyi ayrıştırmadan, inanç, kimlik ya da siyasi görüş farkı gözetmeden hizmet üretme pratiğine dayandırılıyor. Yani bildirge, CHP’li belediyelerin meşruiyetini sandık sonuçlarının ötesinde, toplumsal memnuniyet ve kapsayıcılık üzerinden kuruyor.
Sonuç olarak Mersin Bildirgesi şunu söylüyor:
Yerel yönetimler geri adım atmayacak.
Sosyal belediyecilikten vazgeçilmeyecek.
Halkın iradesi savunulacak.
Ve bu deneyim, Türkiye’nin demokratik geleceğinin temel taşlarından biri olmaya devam edecek.
Bu metin, bir sonuç bildirgesi değil; yerelden yükselen bir demokrasi manifestosudur.
















