Abidin Yağmur yazdı: Al lan diyetini!

“…25 yıl önce bu ülkede birileri ülkenin aslında zengin olduğunu, yoksulluk olmadığını ispatlamak için “Herkesin evinde renkli televizyon var” diyorlardı. Bugün bu ülkenin zengin olduğunu, yoksulluk olmadığını ispatlamak için “Çıkar lan telefonunu” diyerek gençleri taciz ediyorlar…”
25 sene önce…
Aralık ayı.
Soğuk.
Mersin’in kenar mahallelerinde sosyalist bir dergiyi satıyoruz.
Ülkede yoksulluk ve işsizlik olduğunu, işçi sınıfının ve emekçilerin ezildiğini, sömürüldüğünü, burjuvazinin ve onun çıkarlarını koruyan faşist diktatörlüğün ülkenin kaynaklarını sömürdüğünü, emekçilere bir kırıntıyı reva gördüğünü, oysa emekçilerin kırıntı değil dünyayı istemesi gerektiğini, bir başka dünyanın mümkün olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.
*
Demirtaş, Yumuktepe, Alsancak, Cumhuriyet, Hürriyet, Barış, Bahçe mahallerinde dolaşıyoruz gün boyu.
İşçiler, öğrenciler, düşük maaşlı memurlar dergiyi alıyor.
Okuyorlar mı?
Konuşmalarına bakılırsa, evet, okuyorlar.
*
O akşam bir arkadaş “Karaduvar’da dergi satalım” diyor.
Gidiyoruz Karaduvar’a.
Yağmur çiseliyor.
İşyerlerine girip dergimizi tanıtıyoruz.
Alanlar oluyor, almayanlar oluyor.
Bir dükkâna giriyoruz, masada oturan orta yaşlı dükkân sahibi “Biz sağcıyız abim, sağ ol” diye geri çeviriyor bizi.
Biraz daha dolaşıyoruz.
Yağmur hızlanınca çarşıya dönüyoruz.
*
O zamanlar dergi satmanın siyasal bir anlamı var bizim için.
Kapısını çaldığımız emekçilerle tanışıyoruz, sohbet ediyoruz.
Sokağın, fabrikaların, tarlaların nabzını tutuyoruz.
Tanıyoruz Mersin’in emekçilerini.
Çoğuyla çay eşliğinde saatlerce süren sohbetlerimiz var.
Sosyalist dergilere, partilere, onların söylemlerine yabancı değiller.
Fakat görüşler muhtelif.
“Bu işlerle uğraşmasanız, okulunuza gitseniz” diye öğüt verenler de çıkıyor,
“Emekçileri bilinçlendirmek lazım. Ben de dağıtırım derginizi” diyenler de çıkıyor.
“Boşuna uğraşıyorsunuz, bu halk anlamaz” diyenler de çıkıyor.
*
Ben her görüşü sakince dinliyorum.
“Bu işlerin sonu yok” diyenlere bile kızmıyorum.
öyleyecek çok şeyim olsa da susmayı tercih ediyorum.
*
Fakat bir kesim var ki onlara kızmadan edemiyorum, onlarla tartışmadan duramıyorum.
Biz yoksulluktan, sömürüden, gelir dağılımı adaletsizliğinden söz ettikçe itiraz eden kişiler bunlar.
“Yok ya, ne yoksulluğu, şimdi her şey bol” diyorlar.
“Eskiden yokluk vardı, yoksulluk vardı. Şimdiki gençlere ne olmuş. Rahat batıyor” diyorlar.
“Bak çatılara. Herkesin anteni var. Herkesin evinde renkli televizyon var” diyorlar.
“Hani fakir” diyorlar.
*
O televizyon, anten örneği beni kızdırıyor çoğu kez.
“Dayı yıl olmuş 1996. Sen hala diyorsun ki renkli televizyonu var. Ne yapsın insanlar? Televizyonda mı izlemesin? Bir televizyonla zengin mi olunuyor?”
Dayı ne diyor sizce?
“Renkli televizyonu varsa fakirim demesin…”
*
Bugünlerde, 2020’li yıllarda, youtube üzerinden yayın yapan kanalların sokak röportajları moda.
Muhabir, vatandaşın birine mikrofon uzatıyor, vatandaş derdini anlatıyor.
Biri işsizlik, yoksulluk, enflasyon, eğitimsizlik, gelecek belirsizliği demeyegörsün!
Hemen etrafını birileri sarıyor, “Ne yoksulluğu, ne fakirliği? Türkiye gayet zengin. Avrupa bizi kıskanıyor” demeye başlıyor.
Karşıdaki itiraz edecek olursa “AK Parti’den önce ülke açtı. Bacağınızda don yoktu. Yemeğe ekmeğiniz yoktu. 20 yıl önce bu bolluk var mıydı” diyor.
Karşıdaki itiraz etmeye devam ederse bağırıyor:
“Telefonunu çıkar bakalım. Çıkar telefonunu…”
*
25 yıl önce bu ülkede birileri ülkenin aslında zengin olduğunu, yoksulluk olmadığını ispatlamak için “Herkesin evinde renkli televizyon var” diyorlardı.
Bugün bu ülkenin zengin olduğunu, yoksulluk olmadığını ispatlamak için “Çıkar lan telefonunu” diyerek gençleri taciz ediyorlar.
*
Bir düşüm var:
Bir gün bu adaletsizliklere, geri gidişe isyan eden bir gence, “Çıkar lan telefonunu” diyorlar.
Şu ülkede kendisine bir telefon, bir de internet paketi dışında hiçbir şey sunulmamış olan genç, çıkarıyor telefonu, hışımla yere çalıyor:
“Al lan diyetini!”

















