Dolar 45,0193
Euro 52,7957
Altın 6.836,73
BİST 14.409,07
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin 20°C
Parçalı Bulutlu
Mersin
20°C
Parçalı Bulutlu
Cts 23°C
Paz 25°C
Pts 22°C
Sal 22°C

5 ekmek, gölgelik, bir de bank istiyoruz

5 ekmek, gölgelik, bir de bank istiyoruz
15 Temmuz 2022 10:57
391
A+
A-

Halk ekmek büfesi önünde sıra bekleyen vatandaşlarla konuştuk, “ekmek kavgasına” tanık olduk.

 

 

 

ABİDİN YAĞMUR

 

Yılmaz Güney’in “Soba, Pencere Camı ve 2 Ekmek İstiyoruz” başlıklı romanından esinlenerek attık haberin başlığını. Yılmaz Güney o romanda, cezaevinin sabiler koğuşunda kalan çocukların isyan gerekçelerini böyle anlatıyordu: “Soba, Pencere Camı ve 2 Ekmek İstiyoruz”

Bizim haberimizin geçtiği yer ise cezaevi değil. Mersin şehri. Kahramanlarımız çocuk değil. En genci 60’ını geçmiş olan emekliler, yaşlılık aylığı ya da dul aylığı ile geçinenler.

Onları son 1 yıldır, Mersin Büyükşehir Belediyesinin halk ekmek büfeleri önünde görüyoruz. Büfelerde ekmek 1.5 lira. Fırınlarda ise 4 lira. Arada büyük fark var. Onun için emekliler, yaşlılar, “dar ve sabit bir gelire” sahip olan insanlar, halk ekmek büfelerinin önünde kuyruk oluyor.

Mersin Büyükşehir Belediyesinin halk ekmek fabrikası eski. Kapasitesi düşük. Günde 40 bin civarında ekmek üretiyor. Sadece Mersin merkezin nüfusu 1 milyon kişi. Bu nüfusun dörtte biri ucuz ekmek talep etse bile günde 250 bin ekmek ediyor. Haliyle ekmek yetmiyor.

Büfelere günde 3 kez ekmek geliyor. Her büfeye 200 ila 400 arasında ekmek bırakılıyor. Ekmek sayısı az, talep eden çok olduğu için insanlar ekmeğin servis edileceği saatten çok önce kulübenin önünde sıraya giriyor.

 

“EKMEK 11.30’DA GELECEK. BEN 9’DA SIRAYA GİRDİM”

 

Sıcak bir temmuz günü Mezitli Kuyuluk kavşağındaki büfeye gittiğimde saat 10.30’du. Ekmeğin gelmesine 1 saat vardı ve büfenin önünde çoktan kuyruk oluşmuştu.

Sıranın en önündeki yaşlı erkek, “9’u az geçiyordu geldiğimde” dedi. “İlk ben geldim. Burayı tuttum.” Onun arkasındaki yaşlı erkek de erkenciydi. “Erken gelmezsek sıranın çok gerisinde kalırız” dedi. Ben de “Erkenden sıraya girince ne oluyor” dedim. “Ekmek kalmaz gerilere düşersek” dedi.

Zaten 3 tane veriyorlar. Bunu da yaz. 3 ekmek veriyorlar, yetmiyor. Ama mecbur giriyoruz sıraya. En azından 5 ekmek yapsalar yaşlılara, emeklilere. Günde iki kere, üç kere sıraya girmesek…”

3 adet sınırının kaldırılması, en azından 5 adet olması talebi kuyruktaki diğer yaşlılardan da destek alıyor. “Yetmiyor tabi, yeter mi” diyenler oluyor. Sabah sırasına girip 3 ekmek alan öğlen sırasını da bekliyor çünkü 3 ekmek daha almak için.

 

YAZIN GÜNEŞİN ALTINDA, KIŞIN YAĞMURUN ALTINDA

 

Fakat benim o günkü gündemim sadece sayı sınırı değil. Mezitli’den bir okurumuz aradı. Güneşin çatında, halk ekmek sırasında bekleyen bir emeklinin bayıldığını söyledi. “Belki de beyin kanaması geçirdi” dedi. “Bununla ilgili bir haber yapsanız.”

O konuyla ilgili sorular soruyorum kuyruktaki yaşlılara. Önce olayı aktarıyorum. Suskunluk oluyor. Endişeli bakıyorlar. Sonra içlerinden biri “Beyin kanaması da geçirir insan kalp krizi de geçirir. Sıcağın altında ne olacak. Aha bak bir tek şu gölgelik var. Onun dışında bir şey yok. Millet ağacın altında, trafonun duvarının dibinde.”

Bir başkası destek veriyor:

“Biz aslında Mezitli Belediyesine söyledik. Buraya hiç olmazsa bir gölgelik koyun. Hani cenaze evlerine veriyorlar ya. Yazın sıcaktan kışın yağmurdan korur milleti.”

“Verdiler mi” diyorum. Gülüyor. “Bakalım” diyor. “Büyükşehir’e de söyledik ama daha ses yok.”

Arkalardan biri lafa giriyor:

Burası mesela” diyor, bura köylülerinin diliyle “Sabah gölge olur. O zaman kuyruğa giriyoruz sorun değil de öğlene doğru güneş vuruyor. Beyefendinin dediği gibi bir gölgelik koysalar…”

“Gölgelik istiyor vatandaş yaz” diyor bir başkası gülerek. “Yazdın mı?”

“Yazdım amca.”

“Bir de 3 ekmek değil en az 5 ekmek olsun… Onu da yazdın mı?”

“Yazdım amca.”

Kuyruktaki yerini birine emanet etmiş olmalı, bir başkası yanımıza gelip ekliyor: “Çok şey değil ya iki tane bank koydular şuraya. Bak zaten otobüs durağı var. İki tane bank… Ama gölgelik yok. Güneşin altında.”

“SÖYLEYİN VAHAP SEÇER’E…”

 

O arada ekmek geliyor.

Tam tamına 240 adet.

Büfe işletmecisi kadınların eli hızlı. Aynı zamanda titizler. Her para alışverişinde ellerini dezenfekte ediyorlar. Üçer ekmeği poşete öyle koyuyorlar.

10 dakika ya sürüyor ya sürmüyor.

“Ekmek bitti” diyor işletmeci kadın.

Büfenin dışında yaşlı bir kadın, elinde 10 lirası, “Bitti mi” diyor, sesi titreyerek. “Kuyruktayız sabahtan beri.”

İşletmeci kadın durumu anlatmaya çalışıyor.

Kızanlar oluyor. “Vahap Seçer’e söyleyin doğru düzgün yapsın işini!”

“Daha ne yapsın abla 1.5 liraya ekmek veriyor adam” diyor işletmeci kadın. “Ekmek 4 lira oldu, herkes ucuz ekmek almak istiyor. Yetmiyor. Olsa niye vermesin?”

Öfkeli vatandaşlar pek dinlemiyor. “Yetecek kadar yapsınlar. Bu kadar insanı burada bekletiyorlar.”

Yaşlıca bir erkek yanıma geliyor. Kulağıma fısıldıyor:

Yalan söylüyorlar. Ekmek var. Büfenin altına saklıyorlar. İnsanlar gidince kendi torpillilerine veriyorlar.”

Şaşırdığımı belli etmemeye çalışıyorum. “Olur mu öyle şey abi” diyorum. “Üç ekmek için torpil mi olur? Hem büfenin içindeydim ben. Gözümle gördüm, sıradaki insanlara verdiler ekmeği, ekmek mekmek kalmadı büfede.”

İnanmıyor. Israr ediyor. CHP’li belediyeler diyor. “Ben biliyorum” diyor, gidiyor.

“EKMEK ALAMAYANLAR BEKLEMEYE DEVAM EDİYOR”

 

11.30’da gelen 240 ekmek 11.40 civarında bitti.

Bir dahaki ekmek postası 14.30’da gelecek.

Büfenin önünde kuyruk devam ediyor. Ekmek alamayanlar gitmiyor. Bir dahaki postayı bekleyecekler.

Büfe kapanıyor.

İşletmeci kadına soracaklarım var ama o kadar yorgun ki. Üstelik büfenin etrafını saranlara laf yetiştirmeye çalışıyor. Herkese tek tek izah ediyor. Şu kadar ekmek geldi, öğleden sonra şu kadar gelecek… Bir ara fırsat bulup soruyorum:

“Her gün böyle mi?”

“Her gün böyle, her ekmek gelişinde böyle. O kadar çok insan ekmek sırasına giriyor ki. Bir de bize hakaret ediyorlar. Kızıyorlar. Her gün böyleyiz.”

Büfenin önünde tartışmalar sürüyor.

Ben gazeteye doğru yola çıkıyorum. Dolmuşta haberin başlığı ve son cümlesi kafamda dönüp duruyor:

“5 ekmek, gölgelik, bir de bank istiyoruz. Bunu da yaz ha. Yazdın mı?”

Yazdım amca, yazdım…

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.