Ali Öztürk yazdı: CHP’yi Sağdan Dizayn Etmenin Bedelini Kim Ödedi?

“…Parti kültürüne yabancı, ideolojik olarak CHP ile mesafeli isimler hızla vitrine taşınırken; örgütün içinden gelen genç kadrolar sistematik biçimde geri plana itildi. Bu durum yalnızca bir temsil sorunu değil, adalet duygusunun kırılmasıdır…”
ALİ ÖZTÜRK
Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan her ayrılık basit bir “kişisel tercih” değildir.
Bazıları, yıllar boyunca yapılan yanlış siyasi yönelimlerin gecikmiş sonucudur. Hasan Ufuk Çakır’ın CHP’den ayrılışı da bu çerçevede okunmalıdır. Bu bir veda değil; CHP’yi sağdan dizayn etme arayışının siyasi iflas belgesidir.
Uzun zamandır CHP’de şu yanılgı hâkimdi:
İktidar olmak için sağdan gelen isimlere ihtiyaç var.
Vitrin genişlerse oy artar.
Oysa yaşananlar bunun tam tersini gösterdi. Sağdan gelenler dönüştürülemedi, soldan gelenler ise küstürüldü.
Bu tercihin bedelini kim ödedi diye sorarsak, cevabı nettir: Gençlik.
CHP’de gençler yıllarca sahada çalıştı.
Bildiri dağıttı, sandık başında sabahladı, parti adına bedel ödedi.
Karşılığında ise kendilerine şu vaat edildi:
“Emek verirsen, örgütte yetişirsen, sıra sana da gelir.”
Ama sıra hiç gelmedi.
Parti kültürüne yabancı, ideolojik olarak CHP ile mesafeli isimler hızla vitrine taşınırken; örgütün içinden gelen genç kadrolar sistematik biçimde geri plana itildi.
Bu durum yalnızca bir temsil sorunu değil, adalet duygusunun kırılmasıdır.
Önceki dönem Gençlik Kolları Genel Başkanı Emre Yılmaz, bu tablonun en net örneklerinden biridir. CHP’nin içinden yetişmiş, örgütü bilen, sahada karşılığı olan bir isimdi.
Normal koşullarda, seçilebilecek bir sıradan milletvekili adayı olması gerekirken, bu hak kendisine tanınmadı.
Çünkü o dönemde CHP, emeği değil vitrini; örgütçüyü değil transferi tercih ediyordu.
Peki gençler vekil veya başkan olamayınca ne oluyor?
Sadece bir koltuk kaybı yaşanmıyor.
Asıl kayıp, siyasete duyulan inançta yaşanıyor. Gençlerin motivasyonu düşüyor, “Bu partide emek değil, ilişkiler belirleyici” duygusu güçleniyor.
Sonuçta bir kısmı siyasetten kopuyor, bir kısmı kenara çekiliyor, bir kısmı ise yalnızca seçimden seçime hatırlanan tabela üyesine dönüşüyor.
Bu tablo bir tesadüf değil. Bu, yanlış kadro siyasetinin doğal sonucudur.
Peki sorumlusu kim?
Bu yaşananların sorumluluğunu yalnızca partiden ayrılan isimlere yüklemek kolaycılıktır.
Asıl sorumluluk, CHP’yi kısa vadeli seçim hesaplarına hapseden siyasi akıldadır. “Sağdan birkaç isim alırsak oy gelir” anlayışı ne oy getirmiştir ne de örgütü güçlendirmiştir.
Aksine, CHP’yi kendi kadrolarına yabancılaştırmıştır.
Bugün Hasan Ufuk Çakır’ın ayrılırken “ilkeler” ve “uyuşmazlıklar” üzerinden konuşması ise ironiktir.
Çünkü CHP ile ideolojik uyuşmazlığı olan biri varsa, o da zaten en başından beri kendisiydi. Uyuşmayan CHP değildi; uyuşmayan onun siyaset anlayışıydı.
Burada önemli bir parantez açmak gerekir.
Özgür Özel’in genel başkanlığıyla birlikte CHP’de gençleşme ve yenilenme yönünde ciddi bir irade ortaya çıkmıştır. Parti dili değişmekte, kadrolar dönüşmekte, örgütle bağ yeniden kurulmaya çalışılmaktadır.
Bu, doğru ve kıymetli bir başlangıçtır.
Ancak bu dönüşümün kalıcı olabilmesi için geçmişte yapılan hatalarla yüzleşmek şarttır. Gençleşme yalnızca kürsüde değil; listelerde, karar mekanizmalarında ve temsilde görülmelidir.
Emre Yılmaz gibi örnekler, bu yüzleşmenin aynasıdır.
Bugün asıl sorulması gereken soru şudur:
Hasan Ufuk Çakır neden ayrıldı değil; CHP, gençliği küstüren bu siyasal tercihlere neden bu kadar uzun süre sessiz kaldı?
CHP’nin geleceği, sağdan gelen geçici figürlerde değil; yıllarca bu parti için bedel ödemiş, emeğiyle var olmuş genç kadrolardadır.
Ve tarih her zamanki gibi notunu düşecektir:
CHP’yi sağdan dizayn etmeye çalışanlar gider.
Ama CHP’yi ayakta tutan gençlik, hak ettiği yeri aldığında bu parti gerçekten değişir.
















