Ben Bir Dut Ağacıydım, Tece Parkında/Münevver Özgenç Yazdı

“…Fotoğraf birkaç gün öncesine ait. Geçen yıla kadar, deniz nemiyle hafif tuzluya çalan küçük, şirin meyvelerini hayli gelişmiş alçak dallarından gelip geçenlere cömertçe sunan bu dut ağacı eski günlerine döner mi bilmem…”
MÜNEVVER ÖZGENÇ
Siyaha yakın, kırmızı olanları çoktan olgunlaşıp yemişlerini sunmaya başladılar bile.
Ben daha çok beyazını severim; hele de dalından yemeyi.
Belirtmeliyim ki ne eski dilde Nebatat denilen bitki bilimden, ne de budamadan anlarım. Ya da bu şekilde budamanın bir gerekliliği var mıydı? Onu da bilmem.
Eğer öyleyse, diyecek bir şeyim kalmasa da üzülürüm yine de…
Fotoğraftaki bu dut ağacı, bahara yakın bu hale getirildiğinde içim parçalanmıştı. Parmak köklerinden kesilmiş gibi iki eliyle, sanki gökyüzüne doğru ilenir gibi görüntüsüne.
Yaz yaklaştıkça, yürüyüşlerimiz sırasında her yanından geçerken, ne zaman dal budak verip yapraklanacak da, ne zaman dut verecek diye kaygılanıp durdum.
Çevrede bulunan diğer cinsleri, gün ışığında oynaşan çoğunluğu avuç içi kadar yüzlerce yaprakları, yapraklar arasında uç vermeye başlamış minik ham meyveleri ile bir şölen mevsimine hazırlanırken;
Bizimkisi ancak, ucundaki bir kaç dal filizle yaşamaya heveslenmekte şimdi.
Salgın başta, binbir sorunla boğuştuğumuz günlük yaşam telaşının giderek artan dağdağasında, “ayların en zalimi Nisan” da (*) geçip giderken; insanlığı tüm çıkmazlarıyla baş başa bırakıp;
Boşa verilen yaşama sevincinin yanında,insanın insana sevgisi giderek azalırken;
Yanısıra doğaya, çevreye, hayvanlara karşı da benzer bir sevgisizlik, ilgisizlik, özensizlik başka bir biçimde can sıkmakta.
Rant yoluna yüzbinlerce ağacın kesilmesine, ormanlarımızın yok edilmesine toplum olarak kayıtsız kaldığımız gibi, kendimize ait ya da toplu yaşam alanlarımızdaki tek tek ağaçları da kolayca gözden çıkarıp, kıyabiliyoruz.
Fotoğraf birkaç gün öncesine ait. Geçen yıla kadar, deniz nemiyle hafif tuzluya çalan küçük, şirin meyvelerini hayli gelişmiş alçak dallarından gelip geçenlere cömertçe sunan bu dut ağacı eski günlerine döner mi bilmem…
Bu, ne ilk meyvelerini vermeye hazırlanan yeni dikilmiş Kızılcık, ne de ihtiyar bir Ceviz Ağacı.
Bizimkisi;Tece Parkında bir garip Dut Ağacı;
O, en üst daldan üç tane düşer mi payımıza
Bu sene, bilinmez ama.
Orhan Veli misali:
“Bekleriz;
Ömür çok,
Ne çıkar…”
Sahi, şart mıydı böyle bir budama?..
(*)T.S.Eliot
















