Münevver Özgenç yazdı: Sağlık çalışanları tükendikçe… Karanlık çöküyor!

“…Askerlik yoklaması için Adıyaman Hükümet meydanı önünde toplanan kalabalığa karşı, doktor “sağlıklı mısınız? diye sorduğunda üç bin asker adayının hep bir ağızdan “Sağlıklıyız” seslenişleri arasında babasının “ hestayıım” sesini duyuramadığı gibi…”
MÜNEVVER ÖZGENÇ
Bakmayın siz, benim bazı ayları ayırıp, kimilerini kayırdığıma;
Tüm aylar yaşamaya değer…
Yaşamaktan yana içimizde bir tutam heves kaldıysa eğer.
Hayyam misali, tüm ayları gönüllemeli:
Bilir misin, yüceler yücesi Tanrı
Yaşama sevinci hangi aylar coşturur yaşayanları?
Aralık, ocak, şubat, mart, Nisan
Sonra Mayıs, Haziran
Temmuz, Ağustos, elbette Eylül
Bir de Ekim, kasım ayları…
Yeter ki “ne başta dert, ne gönülde hasret olsun.”
Şairin istediği gibi bir memleket olsun.(*)
“Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun.
Olursa bir şikayet ölümden olsun”
Gelgelelim, ülkemde ölümler öyle sıradanlaştı ki; yersiz, zamansız, kolay (!) ölümler. Şikâyet etmenin de yok bir anlamı.
Daha iki hafta geçmeden, anılmaz oldu İzmir depreminde yiten yüz ondört can. İçinde oturabileceği bir evi- barkı kalmadan kışa giriyor yüzlerce insan.
Yönetenler için, geçim sıkıntısı arşa çıkmış –tek kişilik yoksulluk sınırı 3.743 TL- işsiz sayısı on milyona dayanmış, işsizlik yüzünden intiharlar çoğalmış, ne gam!
Varsa yoksa, sermaye üzülmesin. ‘Fincancı katırcıları ürkütülmesin. Aman!.’
Sırf corona-virüs yüzünden can kaybı günlerdir seksenleri düşmezken, son verilerle ülkemizde 64 doktor, 145 sağlık çalışanı hayatını kaybetti.
“ÖLÜYORUZ, TÜKENİYORUZ!” diyor Hekimler!.. Daha ne desinler?
Gündem öyle ağır ki, kulaklar bütünüyle sağır!
Söz hekimlere dayanınca, tam yeri olmalı;
Sanatçı llyas Salman’ın dediği gibi: “Bizim perişanlığımız, sesimizi duyuramadığımızdandır; duyuramıyoruz, çünkü birleştiremiyoruz!”
“Babamın askerlik hatıraları” dediği anlatısında var ya hani:
Askerlik yoklaması için Adıyaman Hükümet meydanı önünde toplanan kalabalığa karşı, doktor “sağlıklı mısınız? diye sorduğunda üç bin asker adayının hep bir ağızdan “Sağlıklıyız” seslenişleri arasında babasının “ hestayıım” sesini duyuramadığı gibi.
Hastalar da, derman sağlayanlar da perişan şimdi!
Toplum olarak, çığlıklarına ses veremiyoruz…
“Sağlık çalışanları tükendikçe, karanlık çöküyor!”
Her geçen gün tırmanmakta olana vak’a artışlarına karşı, Türk Tabipler Birliği ve Halk Sağlığı Uzmanlarınca, ‘ülke genelinde on dört günlük bir kapanma’ zorunlu görülürken,
Salgının önlenebilmesi yolunda yetkililerce açıklananlar, sorumluluğun vatandaşa yüklenilmesinin dışında, genellikle üzüm yemekten çok bağcı dövmeye yönelik tedbirlerden öteye gidemiyor.
Yeme-içme, eğlence kültürü üzerinden, insanların laik yaşam biçimine dayalı günlük alışkanlıkları, yerine giderek toplumsal yaşamdan çekilmeyi getirecek muhafazakârlaşma gözetilerek gerçekleşiyor. Belli etmeden, adım, adım!
Önleyici tedbir olarak, daha önce sinema, tiyatro, bar, restorant, eğlence yerleri gibi toplu yaşam alanlarının saat 20.00 den sonra kapatılmasına benzer başka bir kısıtlama, sigara içme yasağı şeklinde geldi ülke genelinde:
Halk sağlığı yönünden getirisini yadsımadan söylersek: Tüm illerde, valilik ve Kaymakamlıklarca belirlenecek cadde ve sokaklarda, ihtiyaç duyulan meydanlarda, toplu taşıma durakları gibi alanlarda, yani başka bir deyişle, topluma açık her yerde sigara içmek yasaklandı!
Haftalardır, aylardır “ÖLÜYORUZ! TÜKENİYORUZ!
Diyen doktorlarımızın, sağlık emekçilerimizin payına ne düştü derseniz?
“Covid-19 tüm sağlık çalışanları için meslek hastalığı olarak kabul edilsin” talepleri hayata geçirilemezken,
Sayın Sağlık Bakanımızın önerisi Dünya Sağlık Örgütü’nce (DSÖ) kabul gördü:
2021 yılı tüm dünyada “Uluslararası Sağlık Çalışanları Yılı” olarak ilan edildi.
Halkımızın dilinde tam karşılığı şu şekilde:
Kuru kuru gadan alayım!
(*) Cahit Sıtkı Tarancı
Fotoğraf: Abidin Yağmur/Arşiv
















