Ne çok ağladık ne çok yandık

OLGU EROL KARAASLAN
Son 20 yılda ne çok ağladık ne çok yandık…
Beynimizin, aklımızın, ruhumuzun kaldıramadığı ne çok felaket yaşadık.
Kelimelere dökmeye çalışsak sayfalar yetmez.
Tek kelime edemeden yutkunduğumuz saniyeleri, dakikaları anlatmaya gücümüz yetmez ama zihnimdeki binlerce acı anının içinde öne çıkan birkaç imge mıh gibi saplanmış kalbime.
Hayatım boyunca unutamayacağım üç çift ayakkabı var mesela.
Biri Hrant Dink’in öldürüldüğü gün ayağındaki altı delik ayakkabıları diğeri Karaman Ermenek’te 18 işçinin öldüğü maden kazasında oğlunu kaybeden Recep Gökçe’nin delinmiş lastik ayakkabıları ve Şehit Kuzucular’ın babasının, oğlunun cenaze töreni sırasında saklamaya çalıştığı çamurlu ayakkabıları…
Yine hiç unutamadığım hep yüreğimde acıyla taşıdığım sesler, görüntüler…
Soma’da 301 madencinin yaşamını yitirdiği maden katliamından yaralı olarak kurtulan madencinin
Sedye kirlenmesin diye mahcupça sorduğu ‘Çizmelerimi çıkarayım mı’ sorusu mesela.
20 yıl…
Hemen hemen büyük çoğunluğunu yas tutarak geçirdiğimiz uzun uzun yıllar…
Ve en nihayetinde deprem felaketi, yaşanan trajedinin büyük acısı ve yine acı kutumuza hapsettiğimiz sesler, görüntüler, kişiler…
8.günde enkaz altından çıkarılan bir depremzedenin yaralıyken doktora “Beni özel hastaneye götürmeyin param yok!” söylemi mesela.
Dedim ya sayfalar yetmez halkın felaketi olmuşlara büyüyen kırgınlığımızı, yokluklarının öfkesini, kaybettiklerimizin kederini anlatmaya ama o büyük dayanışmanın onurunu da yazmakla sığdıramayız sayfalara.
“Yalnız büyük bir keder yahut büyük bir neşe sizin gerçeğinizi açığa vurabilir” der Halil Cibran.
Hep büyük kederlerle savrulduk ya ihtiyacımız var gerçeğimizi, adalet, özgürlük isteğimizi açığa vurmaya…
İhtiyacımız var bu enkazın altından çıkmaya…
Hayatta kalanlar olarak üstlenmeliyiz sorumluluğu kaybettiğimiz tüm insanlar anısına…
Ne bu yaşananları unutabilir, ne belleğimizdeki acıları silebilir ne de artık eskisi gibi olabiliriz belki ama ulaşabiliriz 14 Mayıs’ta tahayyülünü kurduğumuz barışa ve özgür bir dünyaya…
Tek gerçeğimiz birlik ve dayanışma…
Çünkü bir hançer daha kaldırmaz bu coğrafya…
















