Mersin Yaşam Gazetesi

Son hafta

Mehmet Antmen

24 Haziran seçimlerine tam bir hafta kaldı.

16 yıllık AKP zulmünün bitmesi için bir fırsat var elimizde. Ve bunun gerçekleşmesi için çalışmamız gereken son bir hafta.

"AKP gidecek, her şey güllük gülistanlık olacak" diyenlerden değilim. Ama AKP gidince ülkenin yüzünün gülmesi için bir fırsat doğacağına inananlardanım. Kim bilir bu fırsatı değerlendiremeyebiliriz. AKP gider ama bizler mücadele etmeyi bırakır ve iktidardan bir beklenti içerisine girer isek vay halimize.

Ama ben şuna inanıyorum ki; AKP'nin gitmesi ile ülke rahat bir nefes alacak, OHAL kalkacak, KHK'lar tüm sonuçlarıyla iptal edilecek, 15 Temmuz darbe girişimine topuyla, tankıyla, silahıyla destek olanlar dışında tüm ihraçlar görevlerine dönecek, başta Kürt sorunu olmak üzere, silahla, baskıyla, gözaltı ve tutuklama ile çözülmeye çalışılan tüm sorunlar barış, kardeşlik ve özgürlükler çerçevesinde çözümü için bir şans doğacak ve sonra asıl mücadele ondan sonra başlayacak.

Ama önce nefes almamız gerekiyor. Önce göğsümüzdeki ağırlığın kaldırılması gerekiyor. Önce mücadele alanımızın açılması ve ülkenin demokratikleştirilmesi için ilk adımların atılması gerekiyor.

Aslında 24 Haziran sonrasını görmek için kimin ne dediğinden ziyade, kimin ne yaptığına bakmak gerekiyor. Zira Reis bile "OHAL kalkacak, barış gelecek, demokrasi gelecek" diye bol keseden atıyor. Sanki 16 yıldır ülkeyi Hitler ya da Mussolini yönetiyormuş da, kendisi düzeltecekmiş havalarında.

Hoş, "millet bahçeleri, kıraathaneler, çay, kek, oralet" gibi enteresan vaatleri de var. Bu vaatlerin altında neler yatıyor, yine bir toplum mühendisliği örneği mi veriliyor tahmin etmek çok güç ama şundan eminim ki halkımız ÇAY-KEK-ORALET değil, HAK-HUKUK-ADALET istiyor.

AKP, bir  yandan, "demokrasi, kardeşlik, barış" diyor ama diğer yandan 30 kişilik silahlı korumalar ile Suruç'ta seçim çalışması yapıyor ve dört kişinin öldüğü bir olayda ölenlerin üçü HDP'li ve aynı aileden biri de AKP'li olmasına karşın; "HDP-PKK, AKP'lilere saldırdı" diye bir algı yaratılıyor ve tüm havuz medyası da bu habere atlıyor. Hatta ölenlerin kardeşi tutuklanıyor.

Hani, kadere inansam kader diyeceğim de, tesadüfün bu kadarı... diyerek geçiştireyim, 22 Temmuz 2015'de 30 gencin IŞİD tarafından katledilmesinden sonra, yine Suruç'ta iki polis öldürülmüştü ve beş genç tutuklanmış, henüz hiç bir yargılama yokken, zamanın AKP yöneticileri ile havuz medyası bu gençlerin polisleri öldürdüğünden emin bir şekilde olayı kapatmaya çalışmıştı. Gerçek iki yıl sonra açığa çıktı ki, gençler tamamen masummuş ve aylarca suçsuz yere tutuklu kalmışlar. İşte geçtiğimiz hafta içinde yaşanan olay da aynı Suruç'ta meydana geldi ve umarım bu olayın gerçek faillerinin ortaya çıkması iki yılı bulmaz.

Son Suruç olayı da gösteriyor ki, AKP'nin bugüne dek yaptıkları bundan sonra yapacaklarının teminatıdır ve 24 Haziran'ı layıkıyla değerlendiremez isek önümüzdeki günlerde kan ve gözyaşı dışında hiçbir seçenek oluşmayacaktır.

Kan ve gözyaşı seçeneğini değiştirmek kendi ellerimizde.

Havuz medyasının anketlerinde bile görünen o ki; 24 Haziran'da ne cumhur ittifakı ve ne de millet ittifakı gerekli çoğunluğu sağlayamayacaklar ve HDP'nin barajı aşması burada kilit bir rol oynayacak. Ama bundan çok daha önemli bir konu var ki; Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura kalan bir sonucun, ikinci turda Muharrem İnce lehine sonuçlanmasının temel şartlarından birisi HDP'nin barajı aşmasıdır. Bu iki açıdan önemlidir, çünkü barajı aşmadığı taktirde HDP seçmeninin küsmesi ve ikinci turda sandığa gitmemesi çok büyük bir olasılıktır, ayrıca HDP barajı aşmadığı taktirde meclis çoğunluğunun cumhur ittifakına geçmesi halinde moral olarak çok daha güçlü çıkılacak bir ikinci turu RTE'nin alması kaçınılmazdır.

İşte tüm bu saydığım nedenlerle, 24 Haziran'da ülkemize bir şans vermek istiyorsak, 16 yıllık istibdat rejimi yerine, daha demokratik, laik, sosyal ve adaletli bir ülke için mücadele etmenin olanaklarının açılmasını istiyorsak, kan ve gözyaşından beslenenlere inat, özgürlüğü, barışı ve bir arada yaşamı savunan bir örgütlenmenin imkanlarını yaratmak istiyorsak hepimize büyük görev düşüyor.

Sandık ile başlayan, mücadele ile devam eden, örgütlenme ile ilerleyen, Hak-Hukuk-Adalet ile ivme kazanan, eşitlik, özgürlük, demokrasi ile sonuçlanan bir Türkiye için 24 Haziran'da görev başına.

Bu cümleleri daha önce yazdım ama bir kez daha yazmaktan imtina etmeyeceğim;

Muhafazakar olabilirsiniz; Saadet Partisi gibi bir seçeneğiniz var.

Ülkücü, milliyetçi, sağcı olabilirsiniz; İYİ Parti gibi bir seçeneğiniz var.

Yurtsever, solcu, sosyalist olabilirsiniz; HDP gibi bir seçeneğiniz var.

Sosyal demokrat, laik, Kemalist olabilirsiniz; CHP gibi bir seçeneğiniz var.

Ama cumhur ittifakı bir seçenek değildir.

"Nasıl olsa hiçbir şey değişmeyecek" deyip sandığa gitmemek, boykot etmek, geçersiz oy kullanmak asla ve asla bir seçenek değildir.

O seçeneğin çıktığı tek yol; savaş, rant, şeriat, işsizlik, OHAL, KHK ve ihraçlardır.

Siyaseten sağcı ya da solcu olmanız fark etmez.

Türk, Kürt, Arap, Ermeni olmanız, Alevi - Sünni, Kadın - Erkek - LGBTİ olmanız da fark etmez.

Size sunulan savaş seçeneğini, işsizlik seçeneğini, baskıyı, göz yaşını, OHAL'ı, KHK'ları, İhraçları değil, umudu ve her şeyden önce mücadele etmek için nefes almayı seçin.

Son bir haftayı çok iyi değerlendirin ve bu düşüncede olmayan insanları ziyaret edin, konuşun, mesajlaşın, ikna etmeye çalışın. Aksi taktirde her şey için çok geç olabilir...