Mersin Yaşam Gazetesi

Bizim “pazartesi”miz

Bülent Ufuk Ateş

Kişi mesleğini seçerken değişik saiklerle karar verebilir. Çok para kazanmak, saygın olmak, güvenceye kavuşmak, kariyer sahibi olmak… Çoğu zamanda hiç gerekçe olmaksızın ya da tesadüfen bulur işini insan kişi.

                Amacım, gençlere “meslek seçerken nelere dikkat etmelisiniz!” öğütleri vermek değil. Haddim hiç değil. Ne ki; ilk gençlik döneminden itibaren gazetecilik yapma kararlılığı gösterenlerin hangi duygularla hareket ettiğini bilirim. Serüvencidirler. Başlarına ne geleceğini çokta hesaplamadan bodoslama girerler bir uçtan. Alaylı, mektepli fark etmez. Kestirebildikleri, çile çekmeye güçlü aday olduklarıdır. Ancak, yaşayacakları haz, manevi doyum heyecanlandırmaya başlamıştır bile karar verdiğinde. (Mersin Yaşam okurları nasıl bir gazetecilik anlayışını kastettiğimi anlıyorlardır elbette.)

 

PAZARTESİ’NİN ÖNCESİ

 

                Mesleki anlamda içe dönük bu giriş tümcelerini yazmamın nedeni sevgili Abidin Yağmur. Onu 90’lı yılların sonuna doğru Çınar Gazetesi’nde stajyer muhabir olarak çalıştığında tanıdım. Henüz lise öğrencisi olmasına karşın, bahsettiğim serüvenci ruh çok belirtikti. O zamandan aşk ile bağlanmıştı gazetecilik mesleğine.

                Gelişime açık her gazeteci gibi sürekli okuyan, entelektüel birikimini yoğunlaştıran bir delikanlının varlığıydı küçük büromuzda mesleğimiz adına bizi umutlu ve mutlu kılan.

                Bir farkı daha vardı Abidin’in; daha o yaşta edebi bir tür olarak deneme yazması. Genel Yayın Yönetmenliği yaptığım Çınar’da öncelikle habercilik alanında ve röportajcılıkta gelişimini önerdim hep. Ama o, ısrarla devam etti denemelerine. Çoğunluğu dil ve edebi değer bağlamında yetkin yazılardı. Okuyucuyla buluşturmamak haksızlık olurdu.

                Kendini usta gazeteci-yazar olarak tanıtmaya çalışan bir tipoloji vardır. Uzun cümlelerle ağdalı anlatımlarla “meslek büyüğü” (!) olduklarını sanırlar. Öykünmedir bunlarınki. Kısa cümleler, kelime tasarrufu, özlü anlatım, tekrarlanmayan kavramlar ve tümcelerdir değerli kılan haber, röportaj ya da köşe yazısını. Anlaşılır kılmaktır önemli olan. Mesajını, olabildiğince net, vuruşlu vermelisin.

                Gözlem, gazetecinin vazgeçilmez özelliğidir. İyi-usta gazeteci tanımı yapılırken sıkça vurgulanan “araştırmacılıktan” önce kazanılması gereken bir yetidir bence. Hatta vazgeçilmezidir. Toplumu, insanları, yaşadığı kenti, mahalleyi, sokakları, işyerini gözlemlemeli gazeteci. Olayı çıplak haliyle verir, fotoğrafını çeker haber yaparken. Elbette olaya hangi açıdan baktığınız önemlidir.

                Gazetecilikte gözlem önemlidir dedik; üstüne kendi birikiminizi katarsanız röportaj yazmış olursunuz. Yorumunuzu ve analitik düşünmeyi sistemleştirirseniz edebiyattır yaptığınız artık. Sevgili Abidin, bu aşamaları çok hızlı geçti. Ustalıkla, beceriyle, emekle…

 

DENEMECİ VE HİKÂYECİ ABİDİN

 

                Edebiyatta öykü biraz küçümsenmiş, hatta ötelenmiştir. Edebi şaheserlere örnek olarak hep roman verilegelmiştir. Bizim kuşak ise öyküyle edebiyata gönül verdi, okur-yazar oldu.  (En azından kendi adıma böyledir.) Orhan Kemal’i  romanlarından önce öyküleriyle tanıdım. Sabahattin Ali, Sait Faik, Turan Altuntaş ve ötekiler..! İlyas Halil, Ali F. Bilir, bu kentten tüm evrene doyumsuz edebi tatlar sunmadılar mı?

                Sıra Abidin Yağmur’da. Çınar’daki denemelerle başlayan edebiyat yolculuğu “PAZARTESİ” yle somutlandı, üst aşamaya evrildi. Kendini “hikâyeci” olarak adlandıran sevgili dostumun bu ilk kitabında yer alan öykülerde her gün sokakta karşılaştığımız insanlar var. Sıradan, basit, zayıflıkları olan küçük kahramanlar. Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan, yoksul, emekçi, işsiz, ezilen insanların hikâyeleridir.

                Toplumsal-gerçekçi izlek sahibi bir yazar Abidin Yağmur. Bahsedilen, sıradan insanın, yaşadığı topluma, kente, ürettiğine yabancılaşmasıdır.  Bu bir ideolojik politik tercihtir. Yani kapitalizm eleştirisidir.

                Henüz tümüyle yitirmemiş olan dayanışma duygusunu, anlayışını anımsatır tabii ki yer yer. Çoğunlukla iç sesini konuşturarak anlatıyor hikâyesini. Ama diyaloglarla beslemeyi de ihmal etmeden.

                “Hikâyeci Abidin”, Gazeteci Abidin olduğunu da unutmuyor. Kitapta yer alan “10 Numara” adlı öykü bu heyecanı duyduğunun, serüvenci ruhunun devam ettiğinin belgesi.

                Teşekkürler sevgili Abidin; bu kentte ve ülkede kurumayan, kendini yenileyerek yeşeren bir damarın varlığını hatırlattığın, kanıtladığın için.