Mersin Yaşam Gazetesi

Oyuna gelmek

Cengiz Çatak

İktidar sürekli gündem değiştiriyor. Herkes laf yetiştirip oyuna geliyor. Şekilden çok esasla ilgilenmek gerekir. Hukuk ve adalet ayaklar altında iken hiçbir şey yapmayanların sadece şekli şeylere şekli tepki vermeleri kendilerine duyulan güveni bitirmektedir.

Halkın önceliği şekil değildir. Halkın önceliği iş, aş, adalet, eğitim ve can güvenliğidir. Bu konular halkımız için ciddi sorundur. Bu konuda söz söyleyemeyenlerin iktidarın gündem değiştirme oyununa gelerek şekli şeylere tepki vermeleri bir şovdan öteye gidemez.

Artık iktidarın gündem değiştirmeye dönük oyunlarına gelmeyelim. Halkın sorunlarını doğru anlamalı ve samimi tavır koymalıyız.

 

DİYANET VE TİCARET

 

Diyanet işleri başkanlığı geçen hafta içinde sol elle yemek yemenin şeytanın işi olduğunu bu nedenle bunun günah ve makbul bir davranış olmadığı yönünde bir fetva vermiştir.

Bu fetva beni liseli yıllarımdaki bir anıma götürdü. Okuduğum lise tam gündü. Bu nedenle öğle yemeğini okulun yemekhanesinde yiyorduk. Yemekhane sorumlusu, Din Kültürü öğretmeni, ben sol elimle yemek yiyorum. Öğretmen başımda dikiliyor. Yemek yerken elime vuruyor. Doğal olarak yemek üzerime dökülüyor. Ben önce istemeden oldu sanıyorum. Veya espri yaptığını.  Ancak öğretmen; dinimizce sol elle yemek yemek günahtır deyince şaşırıyorum.

Bunun üzerine ben;  ‘Bu benim tercihim değil. Tanrı beni böyle yaratmış. Benim sol elle yemek yememin kime ne zararı var ki günah olsun. Siz gidin kul hakkı yiyenler ile uğraşın’ dedim. Öğretmen de ‘Din kuralları tartışılmaz. Ne diyorsa uyacaksın’ diye cevap verdi. Ben de;  ‘sizin dininiz gerçekten böyle diyorsa, ben sizinle aynı dinden değilim’ dedim.

Öğretmen sinirlenerek yanımdan gitti.

Yaşanan olay ve bu fetva şunu gösteriyor. Dinler o kadar farklı yorumlanıyor ki hangisinin doğru olduğunu anlamak mümkün değil. İslam denince neyi anlayacağız? Işid’i mi ? Hizbullah’ı mı? El Kaide’yi mi ? Suudi Arabistan'ı mı? İran'ı mı? Cübbeli Ahmet Hoca’yı mı ? Alevileri mi? Gerçek İslam hangisi?

Bu farklılıklar nedeniyle insanlar yüzyıllardır sözde din uğruna birbirini öldürüyor. Artık bu sorunları kökten çözmenin zamanı gelmedi mi?

 

HUKUKÇU PORTRESİ

 

Ülkede bir sürü şey olurken avukat, hakim, savcı ve hukukçu akademisyenlerin suskunluğu Bentham’ın hukukçulara bakışını getiriyor aklıma. Hukukçuları şöyle tarif etmişti Bentham:

“Edilgen ve zayıf, her şeyi yutmaya ve her şeye razı olmaya hazır bir soy. Doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğinden yoksun beyinler ve her ikisine de eşit kayıtsızlıkta duygular. Duygusuz, kısa görüşlü, inatçı, uyuşuk. Ama yersiz korkularla kaskatı kesilmeye yatkın. Aklın sesine ve kamu yararına karşı sağır ve yalnız erkin sesine ve iktidarın en küçük işaretine boyun eğici...”

Hatırlatmadan geçmeyelim: Bentham’ın kendisi ve babası da avukattı...

O iktidar gelir bu iktidar gelir. Bunda sorun yok. Ama hakim savcılar, avukatlar her gelenle (önce geleneksel iktidar bloku, sonra cemaat ve şimdi AKP-ulusalcı-Ülkücü ittifakı) istisnasız gelip durdu bu ülkede. (Orhan Gazi Ertekin)