Mersin Yaşam Gazetesi

Metalik görünümlü yorgunluk ve milli irade

Ali Öztürk

Türkiye, son 90 yıllık tarihinde hiç bu kadar yönetim zafiyeti ile gelecekten koparılmamıştı. Ekonomiden eğitime birçok alandaki kötüye gidiş toplumda adalet duygusunun sarsılması ve FETÖ ile mücadelenin “ muhalefeti susturma aracı” operasyonuna dönüşmesi AKP’nin Genel Başkanı’nı hayli zora sokmaktadır.

     Son dönemlerde AKP saflarında sıkça duyduğumuz metal yorgunluğu kavramı aldı başını gidiyor. Bu kavramın kim tarafından ve de kimler için kullanıldığına baktığımızda amaç, açık bir şekilde kendisini ifade etmektedir aslında. Bu yorgunluğun, parti içi hesaplaşmaların sonucunda artık istenmeyen “ metalleri” tasfiye etmek için yaratıldığı da aşikar. Peki, siyasete kavramsal bir paradoks olarak kazandırılan bu terim acaba Genel Başkanın kendi davasına ve yol arkadaşlarına oynadığı kurnaz bir oyun mudur? Yoksa parti içi faşizm doruk noktasına mı çıkmıştır? Son dönemde kendilerinin aday gösterdiği belediye başkanlarını, kendi yarattıkları sistem içinde (ki bu büyük bir sistemsizliktir aslında) tehdit ve şantaj gibi ortaçağ’ın ucuz ve basit yöntemleriyle eritebilecek kadar ileri gidip iktidar gücünü daha da denetimsiz kullanan “kontrolsüz güç” haline geldiğini görüyoruz. Sizce iktidarın dilinden düşürmediği “Milli İrade” kavramının karşılığı evrensel politikada bu uygulamalar ile ne kadar bağdaşmaktadır?

     Bu açıklamadan sonra “Hangi çağdayız?” diye sormadan edemiyorum!

     AKP hangi çağda? Ya da kendi idealarında hangi çağı yaşıyorlar?

     İç politikada çağın gerisini hedefleyip, dış politikada günümüze “yetişmeye çalışıyor” görünen ve bunu eline yüzüne bulaştıran bu iktidarın güvenirliliği, geçerliliği daha ne kadar devam edebilir?

     Az önce yukarıda adı geçen ama bir o kadar da hayatımızda var olmayan  “Milli irade” kavramıyla alakalı birkaç satır yazmak istiyorum.

     Bütün siyasal bedeninizi bir kişiye ya da kuruma devretmişseniz eğer, artık iradesiz, yitik ve kendi evinde “istenmeyen misafir” haline gelmiş bir acizliğin içindesiniz demektir. Artık sizin diliniz konuşamaz ama egemen olanın ki konuşur. Hem konuşsanız bile pek bir değeri de yoktur! Eliniz iş görmez ama egemen olanın görür! Sizin elinizden gelen tek şey egemenin egemenliğine artık daha fazla araç olmaktır! Beyniniz düşünemez ama egemen olanın düşünür! Çünkü artık bir beyine ihtiyacınız yoktur ve kullanmamaktan günü geldiğinde işlevini tamamen yitirir! Karar yetiniz de yoktur! Egemen varken size karar vermek düşmez! Kısacası artık siz yoksunuz! Egemenin varlığını meşrulaştıran birer et yığınından başka bir şey değilsinizdir – bir de kemikler var tabii-.

     Halk olarak kolektif benliğimizde tuttuğumuz iradeyi bir kez olsun bir kişiye devrettiğinizde artık iradenizi korumak için çok geçtir. Zira bir numaralı kuralı ihlal etmişsinizdir. İrade paylaşılmaz, bölünmez, devredilmez. Birçok olgu an’lık farkındalıklarla başlar, politik eylemler, hareketler, davranışlar, söylemler… Kaybettiğimiz, devrettiğimiz millet iradesine tekrar milletin sahip olacağı o an’a bir an önce varmak ümidiyle…