Mersin Yaşam Gazetesi

Ben bir vatan hainiyim!

Osman Namdar

Yaklaşık 36 bin şirket dünya sermayesine  hakim. Bunların içinden de yaklaşık 1000 tanesi dünyayı yönetiyor. Küreselleşme ve neoliberalizm, sermayenin özgürlüğünü insanların özgürlüğü diye lanse edip bu bin kadar şirkete ait sermayenin dünyada serbestçe dolaşmasını sağladı. Ama insanlar hâlâ bir ülkeden bir ülkeye giderken vize ile seyahat edebilmekte ve bu seyahat asla ve kat’a çalışma amacını içerememektedir.

Son on beş yılın iktidarı, sürekli yaptığı dev yatırımlardan dem vurarak, “şunu yaptık, bunu ettik” diyerek böbürleniyor. Oysa yap-işlet-(hurdaya çıkınca) devret” (YİD) yöntemiyle yapılan yol, köprü, konut inşaatlarından başka ülkede üretime yönelik doğru dürüst hiçbir iş yapılmamakta. Son zamanlarda ise dünyanın dev şirketleri devreye giriyor bu megaproje denen işlerde. Kendilerine yerli-işbirlikçi ortaklar buluyor ve bu ihaleleri yapıyorlar Türkiye’de. Yıllar önce neoliberalizm yutturmacasıyla başlayan bu planın, bin civarında şirketin dünya egemenliğini pekiştirmekten başka amacı yoktu.

YİD yönteminde, verilen projenin tamamlanmasının ardından, genel olarak 20-50 yıl arası bir süre için anlaşmalar imzalanıyor. Projeyi yapacaksın, belli süre işleteceksin, sonra bu -genelde bu süre sonunda zaten hurdaya çıkmış- işletmeyi devredeceksin. Ancak yapılan anlaşmalarda bir de “gelir garantisi” (hastaneler için hasta sayısı, yol ve köprüler için geçen araç garantisi, enerji yatırımları için belirli fiyata alım garantisi) veriliyor şirketlere. Kazanamazsan ben sana kazanman gerekeni devlet olarak veririm deniyor. Yani bu şirketlerin zarar etme olasılığı yok.

Aslında iyi düşünüldüğünde ülkenin çıkarına sanılan bu tür yatırımlar(!), dünyaya egemen olmuş bin civarında şirkete dünyayı ve ülkeyi teslim etmek için oynanan bir oyun. Bu, bir ülkenin gelecek 20-50 yıl arasının şimdiden satılmış olması demek. Satılmış bir ülke, nasıl oluyor da büyümüş oluyor? Bunun için her türlü yalanı söylemek mubah. Bu kapitalizm uşağı ve aşığı efendiler, emperyalizme karşıymış gibi yaparak ülkeyi emperyalizme teslim ediyorlar. Kapitalizme karşı olunmadan emperyalizme nasıl karşı olunabilir ki? Nasıl oluyorsa oluyor da bu emperyalizm karşıtlığına inanan da  inanıyor.

Bu projelerle kişi başına milli gelir artıyormuş da ülke uçuyormuş. Milli gelir artışının %56’lık kısmını, %10’luk bir kesim alırken, ülkede herkesin geliri nasıl artmış oluyor? Verilen kredileri sanki geri ödenmeyecekmiş gibi, kendi gelirleri sanarak yaşayıp gidiyor borçlananlar. Bunu da anlamak güç. Anlayamıyoruz, çünkü  bu da büyük bir aldatmaca.

Yerli burjuvazinin “yandaş” olanlarıyla çokuluslu şirketler (ÇUŞ) bizim payımız olanı da çalıyorlar. Halka hizmet dediğin her şey, emperyalistlerin kesesine dolan yeşil dolarlarsa, bu kime hizmettir? Bir kısım yandaşa ve ÇUŞ’a, yolları, limanları, havaalanlarını, enerji yatırımlarını ve sanayisini devretmiş bir toplum/devlet, nasıl bir ülke olabilir? Geleceği birilerine satılmış bir ülke nasıl vatan olur?

Uzun vadede  tamamı bin civarında şirkete devredilmiş bir ülkede “bayrak, vatan, millet, toprak” sözlerinin anlamı kalmış mıdır? Ve bu ülke, kimlerin vatanıdır? Dünyayı yöneten bin kadar şirketin ve onların işbirlikçilerinin mi, yoksa her gün  bir yerlerde öldürülen ve “şehit oldu” diye arkalarından büyük büyük laflar edilen yoksul çocuklarının mı vatanıdır bu ülke? Ya da şöyle soralım: Sahip olunmayan toprak, senin vatanın mıdır? “Vatan, millet, bayrak, devlet” sözcüklerinin başına “tek” sözcüğü eklemek, bu ülkenin halkına söylenen en büyük yalandır. Çünkü böyle bir vatan kalmamıştır.

Bu kadar ikiyüzlü oyun oynamak nasıl bir insanlık durumudur ki biat etmeyen ve yapılanlara muhalefet eden herkes “vatan haini” denerek yaftalanıyor?

Bu nasıl bir vatandır ki bir sınırının varlığı, komşularla kavgadan başka bir şeye yaramıyorsa, atılan vatan, millet, bayrak nutukları hamasetten başka ne olabilir.

Attığın her adım, yaptığın her hamle emperyalizmin işine yarıyor ve onu güçlendiriyorsa, halklar mağdur ve perişansa bu kimin çıkarına atılmış adımdır?

Mesele de tam buradadır zaten.

Vatan haini olmak için önce sınırları belirli, sana-yani halka- ait bir toprak bütünü  olan bir vatana ihtiyaç vardır. Bu ülkenin gerçekten bir sınırı var mıdır? Ve bu emperyalizme peşkeş çekilmiş topraklar,  vatan olabilir mi? Kaybedilmiş bir vatanı, vatan olması için savunanlar hainse bu toprakları emperyalizme peşkeş çekenler nedir? Eğer bu toprakları çokuluslu şirketlere peşkeş çekmek vatanseverlikse, ben almayayım. Sizde kalsın.

Bu ülkenin geleceğine ipotek koymuş çokuluslu şirketleri savunmaksa vatanseverlik, ben bir vatan hainiyim.

Tıpkı 55 yıl önce Nâzım Hikmet’in dediği gibi:

“Vatan çiftliklerinizse,
“kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
“vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
“vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
“fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
“vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
“vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
“ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
“vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
“vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
“ben vatan hainiyim.”*



*Nâzım Hikmet’in 28.07.1962 tarihli “Vatan Haini” şiirinden.