Mersin Yaşam Gazetesi

İşte bu benim annem!

Zehrarengiz Günlükler

24/05/2017

Bugün biraz kayboldum,

biraz değil çok kayboldum...

 

“Daha ne olabilir ki?” cümlesindeki

soru işaretinin çengeli

beynimde bir yere battı.

Ve bütün bedenim büzüşüp

oraya aktı...

 

Epeydir “umut”un harflerine sığınıyordum;

bugün

 “umut”un dört harfini de bir sağanak yağmur  aldı

ve elimde yalnızca

“tırnak”lar kaldı;

 

Ufacık bir kasabanın

ben ufacık olduğum için bana kocaman gelen çarşısında

annemin eteğine yapışmış yürürken

boyum annemin dizini geçmez

ve ayaklarım

artık küçük gelen terliklere girmezken

dünyanın her yerinin hamsi koktuğunu düşünür

ve gökyüzünü

incir ağacının tepesindeki bulutlardan ibaret sayarken

ve hiç kaybolmamışken

hiç kaybolma kuşkusu yaşamamışken

 

O çarşıya ilk çıkma deneyimimde

annemin adımlarına yetişmeye çalışırken

ayağımdan fırlayan terliği giymek için verdiğim ufak molada

önüme gelen ilk çiçekli basma eteğe yapışıp

çarşı keşfime devam ederken...

 

Yalnızca plastik terlikler

yalnızca lastik ayakkabılar  

ve sarkan

bazen de arkada birleşmiş kocaman eller gördüğüm

o ilk çarşı gezmemde

uzanıp annemin elini tutarken...

 

uzanıp annemin eline baktım;

annemin damarlı

kemikli

ve nasırlı eline çok benzeyen o elin

annemin eli kadar sıcak olmadığını gördüm.

 

Elini tuttuğum kadın –ki eteği

annemin çiçekli eteğinin aynısıydı-

beni kocaman ayakların azaldığı bir yere çekti

“sen kaybolmuşsun kızım, annen gelir şimdi, sakın ağlama” dedi.

 

Kadın bana “sakın ağlama” dedi.

Sağa baktım

sola baktım

gelip geçen adamlara baktım.

 Tepemde dikilen kadına,

bir mucize olsun da anneme dönüşsün

diye baktım.

Ne yazık ki, o çiçekli basma etek dışında

ne tanıdık kimseye

ne de başka bir şeye rastladım.

 

Kaybolmak

bildiğin her şeyi kaybetmekti, anladım.

Ve oturdum hüngür hüngür ağladım.

 

Korkmuş muydum, sanmıyorum,

korksam ağlamazdım çünkü..

 

Ne kadar ağladım bilmiyorum;

gözyaşlarımın oluşturduğu prizmadan

 kalabalığı itiştirip bana koşarken görüntüsü çoğalan

annemi gördüm

ve yanımda bekleyen kadının eteğini çekiştirip  bağırdım;

“işte bu  benim annem!”

.....

Aradan yıldızlı yıllar geçti

Aradan duble yollar geçti...

Bir daha

kimsenin eteğine

annemin eteğine benziyor diye yapışmadım.

ve şimdiye kadar hiç

kendimi bulamayacak şekilde

kaybolmadım.

 

Ben

bugün biraz kayboldum,

biraz değil çok kayboldum;

elimdeki telefondan “gündem” kovalarken

bir fotoğraf gördüm...

Fotoğrafta bir kadın

hem de yaşlı bir kadın

yerde sürükleniyordu...

Ve tek kolunun ucundaki tek eliyle bir “oğul”

kadını işaret ederek

“işte bu benim annem!” diyordu...

 

Yıllar önce annemin beni bulduğu o cümlede

bugün ben kendimi

-süresiz- kaybettim....

Üyel Ol



Üye Girişi